BUYURGAN (INJUNCTİVE) İLETİŞİM VE İLİŞKİ DİNAMİKLERİ : ETKİLEŞİMSEL BİR PERSPEKTİF

Erickso’nun terapötik iletişimi, büyük oranda hastanın çağrışımlarına dolaylı klavuzluğa dayanmaktaydı.Bu çok kademeli serpiştirme tekniğini uygularken, Erickson (1966) bir kademede her gün sık olan fenomenler hakkında konuşabilmekteyken -domates bitkisinin bir tohumdan büyümesi- diğer defasında sıkıntıyı kontrol etmek için dolaylı telkinleri serpiştirirdi. Bu örtük mesajlar, hastanın davranışlarını daha efektif olarak harekete geçirmek için, anıları ve deneysel öğrenilmiş çağrışımları yeterince stimüle etmek için uygundu.
Davranışları harekete geçiren çağrışımlar vasıtasıyla, bu idiodinamik etki, hipnoz uygulayıcılarınca iyi bilinir. Her birimiz günlük hayatımızda idiodinamik aktiviteyi deneyimlemişizdir, örneğin birinin özellikle bir yemek veya tabaktan bahsederken kendimizi tükrük salgılarken bulmamız gibi. İdiodinamik etkilerin sağlanması hipnoterapistin anahtar görevlerinden biridir. Erickson, hastanın kendinin başlattığı daha istenen davranışları yaratabilen yapıcı çağrışımları stimüle etmek için transın hem içinde ve hem de dışında çok kademeli iletişimi kullanırdı.

ÇOK KADEMELİ İLETİŞİM:
Pek çok teorist çok kademeli iletişimi anlamamız için katkıda bulunmuşlardır. Bateson (Bateson & Ruesch, 1951) tüm iletişimlerin ikili doğasını tanımlamak yoluyla klavuzluk etmiştir. Bilgi iletilirken bile eşzamanlı, fakat örtük, bir mesaj yayınlanır, ‘Bu bilgi ile ilgili bir şeyler yap’ Bu emir kurnaz bir gereklilik formunu alabilir, örneğin ‘ Öğren!, Değerini bil!, Yararlan!, veya Daha yakına ilerle!’
Berne (1966), Transaksiyonal Analizi geliştirirken, her iletişimin bir sosyal düzey ve bir de psikolojik düzeyi içerdiğini ileri sürdü. Bunun klişe örneği Lothario’nun sözleridir, ‘Gel ve gravür yapışımı (etching) gör.’ Sosyal düzeyi ise güzel sanatlarla samimi bir ilgi gibi görünmekte: bu iletişimin psikolojik düzeyi bütünüyle başka bazı şeyleri düşündürür. Berne için, iletişimin sonucu psikolojik düzeyde belirlenmekteydi.
Chomsky (Bandler & Grinde, 1975) her şeye rağmen iletişimin ikili doğalarına diğer bir varyasyonu önerdi, her iletişimin hem yüzeyel bir yapı ve hem de derin bir yapıdan oluştuğunu ileri sürdü. Çoğu kez yüzeysel yapının çok sayıda dönüşümleri alttaki aynı derin yapıyı paylaşabilirler. Derin yapıyı deşifre etmek alıcının görevidir.
Sonuç olarak Watzlawick (1985) iletişimin hem belirttiği ve hem de çağrıştırdığı anlamı içerdiğini, hem bildiren ve hem de emredici olduğunu ileri sürdü. Ericksonian terapistlerin çalışmalarında en ilgi çekici ve elverişli buldukları görünüm budur.

BUYURGAN (injunctive) İLETİŞİM
Erickson buyurgan dilin bir uzmanıdır. Gerçekte, onun terapi stili ve özellikle hipnoz, buyurgan dile duyarlılık oluşturmakla karakterize edilebilir.Tipik bir indüksiyonda aktive olan mekanizmalara kullanışlı bir içgörüyü, Ericksonun çalışmalarıma Watzlawickin fikirlerinin uygulanması getirdi. Bunun iyi bir örneği Ericksonun iyi bilinen erken öğrenme indüksiyon serisidir. İndüksiyonun dikkatli bir okuması, bildiren bir düzeyi (bir çocuğun alfabeyi yazmayı öğrenmesi nasılsa) ve buyurgan bir düzeyi (Erickson’un hastaya yöneltilen hipnoz konusundaki öğretileriyle ilgilidir) gösterir. Bu tablo 6.1 de gösterilmiştir.
Okuyucu Tablo6.1’de gönderilen mesajın kesin olarak alınan mesaj olmadığına dikkat etmelidir. İletişimin etkisine onun yapısının akıllılığına göre değil, onun oluşturduğu cevaba göre karar verilmelidir. Erickson indüksiyonunda komuta cevabı geliştirmeye çalışırdı. Eğer hasta O’nun metodlarına cevap vermezse, O duyarlılığı harekete geçirecek tekniğini modifiye etmekteydi.


Tablo6.1 Erken öğrenme indüksiyon serisi
Bildirici düzey (İndicative) Buyurucu (injunctive) düzey
1. Erickson yere bakar, sesini yumuşatır, ve temposunu yavaşlatır 1. Transa gir!
2. Uzun zaman önce olan bazı şeyleri sana hatırlatacağım…. 2. Hatırla!
3. ‘…alfabenin harflerini yazmayı ilk öğrendiğin zaman, o korkunç zor bir görevdi…’ 3. Hipnoz başlangıçta zor görülebilir fakat onun doğası ikincil yapıda olacaktır!
4. ‘t’ yi noktaladın mı ve ‘i’ yi çaprazladın mı? 4. Şaşkınlaş!
5. Bir ‘n’ ve bir ‘m’de kaç tane tümsek var? 5. Hafızana dal! Olayların sırası karışabilir ve şaşırtıcı olabilir.
6. ‘Farkına varmamış olmana rağmen, yavaşça ve kademeli olarak beyin hücrelerinin bir yerinde ve kalıcı olarak depolanmış bu harflerin zihinsel görüntülerini oluşturdun.’ 6. Bu deneyimin bir sonucu gibi, farkında olmadığın kalıcı bilgilerin olacak. Gözünde canlandır!
7. ‘ Ve ben seninle konuşmaktayken, kalp atım hızın değişti, kan basıncın değişti, motor tonusun değişti….’ 7. Doğrudan cevap veriyorsun! Hipnotik patterni gösteriyorsun!

Erken öğrenme indüksiyon setinde yer alan, alıcının cevap verebileceği örtük mesajları düşünelim. Genel komut ‘Transa gir’ nonverbal olarak sunulur. Erickson bu emiri sesinin tonunu ve lokusunu değiştirerek sunardı. Yere bakarak ‘hipnotik stilde’ konuştuğu zaman Erickson ‘transa girme zamanı şimdi’ olduğunu belirtir. Transa geçmedeki zorlukla yazmayı öğrenmedeki zorluğun ilişkili olabileceği, yazmayı öğrenmedeki zorluğa ima parelel bir iletişimdir. Başta yazmayı öğrenmek zordu; şimdi o ikincil yapıdadır. Paralel olarak, aynısı trans için de doğru olabilir.
Çocuğun ‘T’nin noktalanıp noktalanmayacağı veya ‘i’nin çaprazlanıp çaprazlanmayacağı sorusu hastayı şaşırtabilir. Şaşkınlık her hipnoz indüksiyonunun parçasıdır (Haley,1963) ve bilimçli setler için kullanılır (Erickson & Rossi,1979).
Erickson ‘ Bir ‘n’ ve bir ‘m’de kaç tane tümsek var?’ sorusunu sorduğu zaman O nazikçe uyarıyı ‘hatırla’dan ‘hafızana dal’a değiştirirdi. Bunu konuşma zamanında geçmişten geleceğe ustaca bir kayma ile başarırdı. Başlangıçta geçmiş hakkında konuşurdu, örneğin ‘o zor bir görevdi’ ve ‘t yi noktaladın mı?’. Eğer hasta çocukluk öğrenme prosesini anımsadıysa ‘burada kaç tane tümsek var’ gibi, aniden şimdiki zamanda konuşmaya başlardı. Sonraki komutlar hastaya hipnotik öğrenmenin, yazmayı öğrenme ile benzer bir tarzda kademeli falat kalıcı olabildiğini örtük bir şekilde hatırlatılmasıydı. Hasta görsel imajları geliştirmeye de teşvik edilir.
Daha sonra Erickson fizyolojik değişimlerin görülmesini onaylar, böylece hastanın trans ve hipnotik etkiler deneyimlemesini doğrulardı. Onaylama, indüksiyonda hastanın absorbe etmeye başlaması gibi görülen değişikliklerin basit doğrulayıcı cümlelerle geri yansıtılması prosesidir, örneğin ‘seninle konuşurken kalp atım hızın değişmiştir…’ Hastaya verilen komut ‘Cevap veriyorsun’, ‘ Doğru olarak cevap veriyorsun!,’ ‘Hipnotik patternleri gösteriyorsun!’
Lütfen yukarıdaki komutları, ifadeler veya sorular gibiden çok dikkatlice yazılmış ünlem noktaları olarak dikkate alın. Komutlar kendi yapıları gereği, kurnazca buyruklardır. Uyarıların dikkatli kullanımı hastanın yakınmasına paraleldir, çünkü hastalar geleneksel olarak kendi öykülerini terapistlere hem açık ve hem de örtük ünlem noktalarıyla anlatırlar, örneğin ‘depresyondayım! Problemlerime yardım et!’ ‘ Çaresizim!’ Dolaylı komutlar sayesinde buyurucu iletişim vasıtasıyla terapist, ateşe ateşle savaşır. Bütün hastalara iletilmesi gerekli olan primer komuttur ‘ihtiyacın olan değişim veya başa çıkma kaynağını içinde bulabilirsin’dir. (Değişim grameri konusunda daha fazla bilgi için, bak Zeig, 1988a)
Sadece verilen komutlar terapi değildir.Terapist öncelikle önerilen komutlara hassasiyeti sağlamalı ve yerleştirmelidir. Örneğin trans sırasında bir kolu havaya kaldırmayı sağlama girişimde, terapist hastaya ‘kolunu kaldır’ emrini verebilir. Fakat , eğer hasta cevap verse bile, bu hipnozun oluştuğunun garantisi değildir.Diğer taraftan, eğer terapist hastaya söylerse ‘Ben, senin elinin altındaki bir yolda olduğunu canlandırmanı istiyorum, hipnoz bir yukarı yükseliş deneyimidir. Bu yol senin için doğrudur’ ve hasta dissosiyatif bir tarzda sağ elini kaldırır, komut anlaşılmış ve alınmış olur. Buyurgan iletişimin kullanımıyla dissosiyatif cevap toplandığı için , hipnotik hassasiyetin varlığı tahmin edilebilir. Hastanın, terapistin indirek olarak söylediklerini işitebilme ve cevap verebilmesi kadar, terapötik değişimi terapistin sözleri ve bilgisi ilerletmez (Zeig, 1985a).
Hipnotik indüksiyon aslında komutlara dissosiyatif hassasiyetin oluşturulmasıdır. İndüksiyon sırasında, terapist komutlara hastanın cevabını en üst düzeyde oluşturur. Bir kez hasta komutlara tutarlı bir şekilde cevap verdi mi, hasta etkin bir iletişimle terapiste: ‘tamam ben sizin etkinize açığım’ Bu noktada,yapıcı bilinçsizliğe kapı açılır ve tedavi fazı başlayabilir. Sonraki hipnoterapötik komutlar yapıcı bilinçsizliğin kaynaklarına ulaşır (Zeig, 1985a, 1988b) . Hipnotik indüksiyonla uyarılara hassasiyet bir kere geliştirildi mi, daha sonra uyarıdan zengin terapötik iletişim daha etkili davranışları harekete geçiren yapıcı çağrışımların oluşturulmasında hastaya yardım için kullanılabilir.
Komutlar yalnız başına terapötik değildir. Tekrar, komutların yapısı ilginç olabilmekle birlikte, hipnoterapiye başlayabilmeden önce indüksiyon sırasında komutlara cevabın oluşturulması gereklidir. Komutlara daha fazla duyarlılıkla terapinin daha etkili olması sağlanabilir. Daha önce tartıştığım gibi, ‘hipnoterapinin başarısı, genellikle hastada gelişen minimal işaretlere (komutlara) hassasiyetin derecesi ile orantılıdır’ (Zeig, 1988b, p.358).
İletişim sadece komutların altında yatanları içermez, ilişki hakkındaki örtük bir mesaja da sahiptirler.

TAMAMLAYICIYA KARŞI SİMETRİK İLİŞKİ
Bateson’un çalışmaları üzerine inşa edilen, etkileşimlerin iki patterden birini takip etme eğiliminde olduğunu Watzlawick, Beavin & Jackson (1967) tanımladı: simetri veya tamamlayıcı. Simetrik etkileşim eşitlikle ve farkın minimalizasyonuyla karakterizedir. Potansiyel patoloji simetride kızgınlık olarak ve/veya tamamlayıcıda rijidite olarak görülebilir. Bir tamamlayıcı ilişkide bir katılımcı üstün veya ‘one-up’ pozisyonda ve diğeri uyan ‘one-down’ pozisyondadır (pp.68-70). Tamamlayıcı ilişki simetrikten çok daha sık olduğu için, önce onu tanımlayacağız.

TAMAMLAYICI İLİŞKİ
Haley’e (1963) göre tamamlayıcı ilişki farklı tip davranışları değiş eden iki insanı kapsar. Biri verir ve diğeri alır. Biri öğretir ve diğeri öğrenir (p.111). One-up kişi sorumluluğu alır, kendi internal referanslarına göre kararlar verir. One-down kişi, diğer taraftan, harekete geçmeden önce çevresindeki işaretleri izler. Kararları, eksternal bilgileri temel alır, sıklıkla one-up kişinin açık ve örtük emirlerini cevaplar. Bu özelliklerin gözlenebilir belirtileri one-up bireylerin daha cesur tutumları ve daha sabit göz kontağına zıt olarak, one-down bireyin daha mütereddit tavırları dahildir.
Aslında one-up kişi ilişkiyi tanımlar ve kontrol eder. Etkileşimin ima edilen komutu :’İlişkinin alacağı yönü ben belirleyeceğim…… Bu ilişkide, biz eğlenmiş olacağız (öğrenmiş/samimi/vs)!’ One-up kişi komutun taleplerine cevap verir.
İdeal olarak, ortama göre iki rolden biri alınır: sosyal olarak efektif bir varlık olabilmek için flexibilite yararlıdır. Örneğin, bir okul öğretmeni gün boyu sınıfta bir one-up pozisyonu üstlenebilir, fakat akşam olurken yeni bir durumda bir one-down hale bilinçsiz olarak kayabilir.
Biz bir rolden diğerine bu kaymayı spesifik olarak öğrenmiyoruz. İlişkide üstleneceğimiz pozisyonu ne alışılagelmiş bir şekilde tartışıyoruz ne de görüşüyoruz.Bir karşılaşmanın saniyeleri içinde belirlenen açığa vurulmamış bir interpersonel sözleşmeye girerek, daha çok, bir pozisyonu veya diğerini otomatik olarak benimsiyoruz. Çiftler hızlıca tamamlayıcı rollere yerleşirler, fakat içeriğe göre rollerini değiştirebilirler. Bir partner, örneğin, sosyal alanda genellikle one-up olurken, diğeri finansal konularda otoriter olabilir. Tamamlayıcı roller ortam tarafından modifiye edilebilmelerine rağmen, relatif olarak stabil olma eğilimindedirler.
Esnek olamayan bir insan durumun getirdiği gereksinimlere göre ister one-up veya ister one-down rolleri üstlensin, özellikle eğer tüm koşullarda bir rolü üstlenmesi katı bir alışkanlıksa, zorluklar yaşayabilir. Bir birey özel bir pozisyonu devam ettirmekte ısrar ettiği zaman değişimi elde etmek engellenir veya imkansız bile olabilir. Esnek olmayan bayan veya bay etkili bir one-up kişi değişimi sağlama konusunda genellikle başarısız olur. En rijit one-up bireyler pozisyonlarına açık meydan okumaları savuşturmak için becerikli manevralar geliştirmişlerdir.
Aksine, bazı insanlar one-down olmakta ısrarcıdır, kendilerini diğerlerinin duyarsızlıklarının veya abartılmış kusurlarının cefakar kurbanları olarak sunarlar. Bu hipotetik değişimin altındaki dinamikler dikkat çekicidir:

Erkek Torun: Anneanne, ne yapıyorsun?
Anneanne: Oh, yalnızım.
Erkek Torun:Neden dışarı çıkıp bazı insanlarla buluşmuyorsun?
Anneanne: Oh, kemiklerim ağrıyor ve merdivenleri inmek yürümek için çok uzak.
Erkek Torun: Neden bazı insanları aramıyorsun ve onları davet etmiyorsun?
Anneanne: Yapardım ama ev öyle kirli ki ve benim temizleyecek enerjim yok.
Erkek Torun: Neden insanları arayıp sadece telefonda konuşmuyorsun?
Anneanne:Yapardım ama iyi işitemiyorum, niçin rahatsız edeyim?

Anneanne kendini açık bir şekilde one-down rolde sunarken, bununla birlikte bir one-up kişi gibi aynı yolla fazlaca ilişkiyi tanımlıyor ve kontrol ediyor. Bateson bu pozisyonu metacoplementary (Haley, 1963) olarak tanımlıyor. Bir metakomplementerde bağlanma bir one-down bireyin, one-up duruma girdiğinde ortaya çıkar. Bu bireyler kendi kendilerine one-up olarak deneyimlemedikleri için bu durum bir bağlanmadır. Tüm semptomlar bazı derecelerde metakomplamenter bağlanmalardır. Geleneksel psikiyatrik terminolojide, bu proses ‘sekonder kazanç’ olarak bilinir.
Terapötik değişimin oluştuğunun görülmediği hastalarda sekonder kazancın tartışıldığı, one-up durumların olduğu doğrudur. Üniversitede internlüğüm sırasında, mağazalarda tehlikeye girmekten korkan bir kadını tedavi ettim. Kadın kendini one-down yapmaktan korkuyordu, fakat ailenin alışverişini yapmaktan kendini durumu koruduğu için, bu görevi kocası üzerine olmak zorunda kalmıştı, kadın evlilik ilişkisinde kontrolün bir yöntemini kazanmıştı, ve en azından bu konuda, partnerini sınırlamıştı. İkincil kazançları konusunda kadını yüzleştirdiğimde ‘Ben kontrol etmek istemiyorum. Ben sadece alışveriş yapabilmeyi istiyorum’ şeklinde cevapladı.
One-up kişi sadece kontrol etmez, ilişkiyi tanımlar da, fakat one-down kişinin fonxiyonel veya maladaptiv olabildiği rallere de sebeb olur. One-down kişi için izin verilen rollere şehit veya yardımcı, budala veya etkisiz olmak dahil olabilir. One-up pozisyonu üzerine almakla, klinisyen terapiyi yönlendirebilir ve efektif roller sağlar.

SİMETRİK İLİŞKİLER
Bazı insanlar ilişkilerinde eşit bir durum için katı bir şekilde ısrarcıdır. Böyle simetrik bir ilişki, bununla beraber,gergin ve problemli olabilir. Eğer biri baskın olacak veya one-up duruma ulaşacak olursa grupların çözülme eğiliminde olması gibi etkileşimler narin ve değişken olabilir. Aşağıdaki hayali diyaloğu inceleyin:
A Kişisi: Erickson’un çalışmalarını okuyorum
B Kişisi:Güzel, ben Erickson’u okuyorum
A Kişisi: Konfuzyon tekniğini geliştirmesinin Erickson’un hipnoza en önemli katkısı olduğunu anladım.
B Kişisi:Fakat benim Erickson’u anlayışıma göre O’nun en önemli katkısı araya serpiştirme tekniğidir.
A Kişisi: Jay Haley konfüzyonun her hipnoz indüksiyonunun bir parçası olduğunu söylüyor…

Veya buzdolabının kapısında her birine ne kadar para harcandığının listesini ele alan bir çift düşünün. Haftanın sonunda dürüstçe bir değişimi sağlamak için her şeyin çetelesini tutarlar. Bu çift arasındaki potansiyel çatışmalı konuşma şu şekilde seslendirilebilir:

Erkek: Pekala, geçen sefer dışarı çıktık, sen filme karar verdin ve ben akşam yemeğine nereye gideceğimize. Öyleyse bu defa, sen nereye akşam yemeğine gideceğimize karar verirsin, ve ben filme karar vereceğim.
Kız: Bu konuda emin misin? Senin hem filme ve hem de akşam yemeğine kara vereceğini sanmıştım, şimdi sıra bende.

Bu tip ilişki çatışmalar ve sık uyuşmazlıklarla beraber değişken olabilir. İlişkinin pek çok yönü müzakereye açık olduğu için, mücadele yaygın olur, hayatın günlük detaylarına yayılır.
Simetride gerginlik üç yoldan biri ile sonlanabilir:
1. Bir kişinin one-up diğerinin one-down olaması yoluyla tamamlayıcı bir ilişkide kendi kendine çözülme
2. Bir patlama ile ilişkinin kopması, katılımcıları farklı yönlere gönderir. Evlilik ilişkisinde patlamalar bazen fiziksel şiddeti arttırır.
3. Çatışmanın sadece belli bir düzeye yükselmesine izin veren bir ‘otoritenin’in girişimiyle. Otorite sözsüz basit bir jest/hareket olabilir, örneğin birinin başını kaşıması veya kaş çatması. Otorite bir kez aktive oldu mu, gerilim azalır, ve katılımcılar simetrinin başlangıç düzeyine geri dönerler.

Yüksek nüfuzlu iki birey arasındaki fonksiyonel bir ilişki neredeyse her zaman bir otorite içerir, bilinçli olarak tanımlayamayabilmelerine rağmen. Otoritenin varlığı bilinç dışı anlaşılan gözlenebilir davranışlar aracılığıyla açığa çıkar. Örneğin bir partner simetrik bir gerginlik başlayıp ciddi bir iletişim kopması yaklaştığı noktada her zaman bir sigara yakabilir.
Çoğu terapist, aslında sürekli atışan bir çiftle karşılaştığında bazen patlayıcı olan bu simetrik ilişkilerde çiftlerle çalışmakta zorlanmaktadır. Anlaşılması zor bir güç mücadelesindeki bir çifte herhangi bir öneri genellikle sağır kulaklar tarfından işitir. Çiftlerden biri şöyle cevap verebilir: ‘Güç mücadelesi mi? Ben güç mücadelesi içinde değilim. O güç mücadelesi içinde olabilir, fakat ben değilim!’ Daha sonra terapist partnerlerden biriyle gergin bir simetrik ilişki içinde karmakarışık olabilir.

GİRİŞİM STRATEJİLERİ
Madeson (1894) bozulmuş aile hiyerarşisini modifiye eden stratejik terapinin semptomları ortadan kaldırabileceğini gösterdi. Başlıca bilinçli, verbal düzeyde görülmeyen fakat ekstraverbal düzeyde olan düello nedeniyle, samimi tartışmaların ilişki güç dinamiklerini değiştirmede genellikle çok az değeri vardır. İnsanlar bir diğerine ‘iyi, bu durumda, ben one-up veya one-down oluyorum’ demez. Nonverbal davranışlar, örneğin tavırlar, ton ve postür karşılaşmanın ilk birkaç dakikası içinde bu rollerin sinyalini verir.
Sonuç olarak, psikoterapi problemin oluştuğu deneyim düzeyinde etkili olmalıdır. Eğer bir problem verbal düzeyde gelişmişse, tartışarak çözülebilir. Eğer problem ekstraverbal düzeyde gelişmişse terapi ekstraverbal yönelimli olmalıdır. Problemlerin çoğu bilinç öncesi çağrışımlar düzeyinde oluştuğu için, ‘sağ hemisfer’ metodları örneğin yeni çağrışım patternleri oluşturmak ve eski katı alışkanlıkları gidermek için görevler ve metodlar, bozulmuş güç balanslı vakalarda en etkili psikoterapotik tekniklerdir.
Sık olmayan Terapi (Uncommon Therapy, Haley, 1973) kitabında yer alan rijit tamamlayıcı bir ilişkideki çiftten oluşan vakayı ele alalım. Kızgın bir şekilde kadın kocasının uyumsuzluğundan, kadını hem ailesine ve hem de aile işine karşı zor durumda bırakmasından yakınır. Erickson kadına bir öneride bulunur. Kadının biraz dinlenmeyi hak ettiğini, aynı fikirde olmayı istemiş olcağı yorumunu yapar. Daha sonra kocasının ’30 dk.’da çok fazla zarar verebilmesinin muhtemel olmadığını’ göstermek için kadına işe 30 dk. Geç gidebilmesini önerir. Kadın talimat verilen geç vakitte gider ve kendisinin yokluğunda kocasının uyumlu bir çalışması olduğunu keşfeder.Zamanla kadın işe daha geç ve daha geç gider ve ilişki düzelir. Problemli hiyerarşileri tekrar düzenlemede direktif görevlerin kullanımı Madanes (1984) tarafında ayrıntılı olarak incelenmiştir.
Erickson tamamlayıcı ve simetrik stillere hemencecik uyum sağlardı ve davranışların uyumsuz patternlerini bozmak için stratejik görevler, şakalar ve konfüzyon tekniklerini kullanırdı. Erickson hastalarıyla ilişkisinde uyumlu bir şekilde one-up pozisyondaydı, çünkü O terapötik ilişkinin kontrolünde olabilmesi için klinisyen için bunun zorunlu olduğunu düşünmektedir.

TERAPİSTİN ROLÜ
Terapistin ana hedeflerinden biri, daha efektif rolleri oluşturmaktır. Sonuçta, klinisyen-hasta ilişkisinin kendi başına güç dinamiklerinin akılda tutulması, katı güç dinamik stillerinin tanısını koymada önemlidir. Değişime neden olmak için, terapist one-up olmalıdır. Eğer hasta one-up ise terapi başarılı olmayacaktır. Sağ hemisfer teknikleri davranış setlerinin bırakılmasında beklenmedik bir şekilde çalıştıkları için değerlidirler. Terapistin esnek olmamakta ısrarı, önceden takdir edilen değişim beklentileriyle hastaya one-up pozisyonun bırakılması terapötik etkinliği bozabilir. Eğer hasta devamlı olarak one-up ise, değişim ilerlemeyeceği için terapi sonlandırılmalıdır.
Terapist için bir Machiavellian duruşu tanıtmıyorum. Terapistin işi değişimi sağlamak için hastanın lehine çalışmaktır. Bu sadece one-up pozisyon üstlenilerek terapistin kontrolü, tanımlamaları, ve farklı rollere ikna etmeleri ile başarılabilir.

SONUÇ
İletişimin buyurgan doğasının gerçek kelimeler ve terapistin davranışları değil hastanın değişim için eksen stimulusunu sağlamak olduğu akılda tutulmalıdır. Terapist, hastanın cevap vereceği örtük mesajların bir anlamını geliştirmeye çalışmalıdır.

TEŞEKKÜRLER
Yazar bu bölümün hazırlanmasında Brent Geary, PhD, ve Jean M. Emery, MA, MFA’ya teşekkür etmek istemektedir.

Son değiştirme: 28 Ocak 2013, Pazartesi, 02:21